You are here
Home > Röportajlar > Gökdede Ethem Derman: Başka Gezegenlerle İletişim Kurmak İmkansız

Gökdede Ethem Derman: Başka Gezegenlerle İletişim Kurmak İmkansız

 Türkiye’de Astronomi deyince akla gelen ilk isim, Türkiye’nin “Gök dedesi” Prof. Dr. Ethem Derman, bir yandan emekliliğin tadını çıkarıyor, bir yandan da astronomiyi sevdirmek ve doğru öğretmek için faaliyetlerine son hız devam ediyor. Şu aralar Saklıkent’te yaşayan ve paylaştığı fotoğraflar ile yazıları büyük bir kitle tarafından takip edilen Derman, bizim için Astronomi ile ilgili en merak edilen soruları yanıtladı.

 

Hocam bir süredir Saklıkent’te yaşıyorsunuz? Dağlarda yaşam nasıl gidiyor? Facebook’ta her paylaşımınıza onlarca yorum geliyor, herkes neler yaptığınızı merak ediyor. Çok güzel gözlemler yapmanızın yanı sıra başka neler yapıyorsunuz?

 

Ben son iki kıştır 2000 m yükseklikteki Saklıkent’e geliyorum ve gökyüzü fotoğrafları çekiyorum. Bu sene maalesef kış çok sert geçti. Henüz iki gece gözlem yapma olanağım oldu, onun dışında ne yaptığıma gelirse kış koşullarında yaşım 70 olmasına karşın savaşıyorum. Sürekli kar yağıyor, bir seferinde 1.5 m yağdı, evde mahsur kalabiliyoruz, yılbaşında olduğu gibi. Neyse buradaki evler kooperatif evleri ve yönetim çok iyi çalışıyor. Kar temizleyen makineler var, bizim yola sıra 3-4 gün sonra da gelse en sonunda temizliyorlar. Bir ara hava açtı, karların arasında kaybolan sandalyemde teleskobumun başında fotoğrafımı paylaştım, çok beğeni aldı, neden çünkü bu yaşta bir adam bu koşullarda hobisi uğruna hangi fiziksel koşullarda çalışıyor diye insanlar hayret etti.

 

Size “Gök Dede” diyorlar, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Bugüne dek çok isim takıldı bana “yıldız dede” “gök dede” dediler. Nedeni ben gökyüzünü çok seviyorum ve tüm dostlarıma özelliklere kız arkadaşlarıma her zaman öneriyorum. Gökyüzüne bakın, yıldızlara bakın onların ne kadar uzakta olduğunu hayal edin, yaşadığınız tüm dertleri unutursunuz derim. Ülkemizde maalesef kız çocukları sürekli korkutularak büyütüldüğü için onların erkeklere göre çok dertleri vardır. Çocuklara gökyüzünü sevdirmek için uğraşlarım vardır, aslında takılan isimler biraz da ondandır. Örneğin FaceBook’ta kullandığım profil fotoğrafına tepkiler çok fazladır. Bir gökyüzü şenliğinde çocuklar benim yüzümde Büyükayı takımyıldızını yapmışlardı, onun bir anısı ama nedense insanlar bir profesöre yakıştırmıyorlar o tür görüntüleri. Profesör dediğin ağır olmalı, burnu biraz havada olmalı, öyle halkın çocukların arasına girmemeli, o koca bir profesör çünkü diye düşünür bizim insanlarımız.

 

Astronomiye artan merakı neye bağlıyorsunuz? Sizin çalışmalara başladığınız günden bu güne neler gelişti, bu gelişmeler beklenenden iyi durumda mı yoksa daha iyi olabilir miydi?

 

İlk insanlardan bu yana gökyüzüne ilgi çok büyüktü. O zamanlar yağmur yağsa, fırtına esse yıldızlardan geldiğini düşünürdü insanlar. Bu tür olaylardan çok korktukları için de tanrıyı gökyüzünde ararlardı. Çok tanrılı dinlerin kökene bu korkudan kaynaklanmıştır. Hala bir gök gürlese, şimşekler çaksa insanların en az yarısı korkuya kapılır, diğer yarısı ise bilim ilerlediği için bunun bir atmosfer olayını bildiği için korkmaz.Dolayısıyla insanların sürekli ilgisi var ama ben artan bir merak olduğuna inanmıyorum. Ben sosyal medyada gökbilimi ile ilgili yazılar yazmaya başladığımdan bu yana arkadaşlık önerisinde müthiş bir patlama yaşadım. Şu anda 5000 arkadaşım var fakat yeni arkadaşlık teklif edenlere yer açmak için her ay bir 100 kişiyi siliyorum, silinenler fark etmiyor bile. Sanırım inanlar arkadaşlık sayısı artsın diye bana teklifte bulunuyor. Sonuç hala gerçek gökbilim severlere tam anlamıyla ulaşamadığımı düşünüyorum. Her yıl kolejlerde ve çeşitli etkinliklerde yaklaşık 40-50 konferans veriyorum, dinleyicilerden gökbilime meraklı 5-10 kişi bulduğum zaman dünyalar benim oluyor.

“Başka Gezegenlerde Yaşam Olsa Bile İletişim Kurmak İmkansız”

 

Türkiye’de astronominin adeta kılavuzsunuz, kim neyi merak etse ilk size soruluyor, yazılarınızla da astronomiyle ilgilenen ilgilenmeyen herkesin ilgisini çekebiliyorsunuz. Biz de internetten en çok tartışılan popüler konuları araştırdık, bu soruların en bilineni ve ilki tabi ki “evrende yalnız mıyız?” konusunu sorsak size?

 

Her gün en az 10-15 kişinin özel olarak bana yazdığı mesajlarda sordukları soruları yanıtlarım. Ayrıca yazılarıma düşen yorumlardaki sorulara yetişmeye çalışırım. Yazılarımın rahat okunması için elimden geleni yapmaya çalışıyorum, başta muhakkak bir görsel yani fotoğraf olması gerekiyor. Gençler beni eğitiyor, çok uzun yazmışsın hocam diyorlar, anlıyorum ki sadece en fazla iki paragraf okuyabiliyorlar, üç paragrafa uzun diyorlar. Son 20 yıldır güneş dışında diğer gezegenlerin çevresinde dolanan gezegenleri keşfetmeye başladık. Bu keşifler için özel uzay teleskopları hazırlanıyor ve yörüngeye yerleştiriliyor. Çünkü tüm dünya insanı bu sorunun yanıtını merak ediyor, “Evrende yalnız mıyız?” Bilim insanları da bu konuyu araştırıyorlar, devletler bu konudaki projelere büyük bütçeler ayırıyorlar. Bu çalışmaların sonucunda bugüne dek yaklaşık 1900 gezegen keşfedildi. Gökbilimcilerin çalışmaları çok basittir, belirli bir bölgede ki yıldızların gezegeni var mı diye bakarlar daha sonra bunu tüm Samanyolu gökadasına yayarlar. Şu anda içinde bulunduğumuz gökadada 1 trilyondan fazla gezegen olduğunu istatistik olarak biliyoruz. Bunların içinde yere benzer gezegenlerin çok daha fazla olduğu da bir gerçek. Bu bilgiler ışığında gezegenlere baktığımızda bunların çoğunda yaşam olmaması için hiçbir gerekçemiz yok. Çünkü üstünde yaşadığımız dünyanın bunlarda bir farkı yok. Fakat şunu unutmayalım, evrende bir yaşam bulduğumuzda onlarla bir araya gelemeyiz, bulunan gezegenler çok uzaktalar, ne biz onlara gidebiliriz ne de onlar bize gelebilir. 40 ışık yılı uzaklıkta bir gezegende yaşam bulduğumuzda onlarla sadece iletişim kurabiliriz. Gönderdiğimiz “merhaba” mesajı 40 yılda onlara ulaşır, onların vereceği yanıt bize 40 yılda gelir, o sırada mesajı gönderen bilimci ölmüş olur.

 

Ay’a gidilmediğine, hiç bir zaman ayak basılmadığına ilişkin bir efsane halini alan spekülasyonlar doğru olabilir mi?

 

Düşünebiliyor musunuz bir insana Ay’a gidilmediği konusunda 40 maddelik bir gerekçe sunuyorsunuz. Karşınızdaki insan zaten Amerikalıyı sevmiyor, birde beni kandırmışlar diyerek konuya gerçekmiş gibi ilgileniyor. Bu iddialara NASA ne yanıt vermiş diye araştırmaz çünkü beynimiz böyle spekülasyonları çok sever, hemen inanırız. Bu iddiaların hepsi yalan, NASA astronotları bir kez değil bir çok kez Ay’a ayak bastılar. Nerden mi biliyorum, en belirgin kanıtı astronotlar oraya çok özel bir ayna yerleştirdiler, bu ayan sayesin Kanadada bir teleskop çok sık olarak leyzır ışığı gönderir ve bu Ay’dan geri yansır, bunun sayesinde biz gökbilimciler Ay’ın uzaklığını santimetre mertebesinde biliyoruz ve her yıl ayın bizden ne kadar uzaklaştığını hesaplayabiliyoruz.

Bir de iddialardan birini ele alarak sorunuzu yanıtlayayım. 40 iddiadan biri de Ay yüzeyine dikilen bayrağın neden dalgalandığı sorulur. Çünkü Ay’da atmosfer olmadığı için rüzgar yok neden bayrak dalgalanıyor diye sorarlar. Yanıtı çok basit, bunu da en iyi bizim bilmemiz gerekir çünkü bayrağımız bizim için çok önemlidir. Amerikalı da biliyor, dikdörtgen şeklinde bir bayrağı Ay yüzeyine dikselerdi pek anlamlı olmayacaktı, çünkü dalgalanan bayrak kıymetlidir. O nedenle bayrağın üst ve alt telini helezon şeklinde bükmüşlerdi ve dalgalanıyor havası veriyordu. Ama daha önce belirttiğim gibi beynimiz çok ters çalışır. En son Ay çevresinde yörüngeye giren Çin uzay aracı Amerikalıların Ay yüzeyinde bıraktığı araçların fotoğrafını çekti ama insanlarımız öyle araştırmacı olmadığı için bu tür bilgileri okumazlar.

 

“Astrolojinin Fanatizmden Farkı Yok”

 

Astroloji ile ilgili düşüncelerinizi biliyoruz, gezegenlerin hareketlerinin üzerimizde gerçekten hiç bir etkisi yok mu? Yoksa sizin karşı çıktığınız şey astroloji ile geleceği okumak mı?

 

Gezegenlerin üzerimizde hiç etkisi yok maalesef, falcıların çıkardığı yıldız haritaları da yer merkezli evren modelinden kalma. Tüm gezegenleri hala yer çevresinde dolandırırlar, yani 2000 yıl önce neyse aynı devam eder bu inanç. Genel olarak falcılık çok basit bir olaydır, bir insana duymak istediği şeyleri söylemeniz yeterlidir, size inanır, önem verir. Aslında ben bu astroloji olayını bir fanatizm olarak görüyorum. Bugün Fenerbahçe şampiyon olacak diye bağıran bir taraftarı Galatasaraylı yapabilir misiniz? Hayır, çünkü o fenerbahçenin büyük olduğuna ve şampiyon olacağına inanmıştır. Astrolojiye inananlar da benzer fanatizm içindedirler. Toplumda bilimsel olarak bunların bir sahtekarlık olduğunu anlatsanız da inançlı insanlar maalesef inanmaya devam ediyorlar. O nedenle yeni bir slogan buldum “siz gerçeği bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz” diyorum. Falcılara da kabahat bulmuyorum çünkü tipik bir arz-talep sorunu. İnsanlar kandırılmak istiyor, falcılar da onu veriyorlar. Toplumda buna kimler inanıyor diye baktığınızda genellikle zayıf olup kendisine dayanak arayan insanlar olduğunu hemen anlayabilirsiniz.

 

Dünya’ya bir göktaşı çarpıp tümden yok etme ihtimali gerçekten var mı, yoksa bu haberler çok ilgi çektiği için mi sürekli çıkıyor?

 

Özellikle dindar olan ülkelerde kıyamet senaryosu çok tutuyor. Eskiden bu senaryo yereldi ama son bir kaç senedir tipik sahtekarlar sayesinde küresel oldu. Geçen yıl 21 Aralık günü insanlara tam dört çeşit kıyamet senaryoları hazırladılar, bu konuda kitap yazıp sattılar ama hiçbir senaryo gerçekleşmedi. Olsun onlar yine boş durmazlar yeni senaryolar peşinde koşarlar, çünkü bu tür senaryolara inanan bilgisiz bir toplum var, neden ceplerini doldurmasınlar.

Bir göktaşının çarpması sonucu kıyamet yaşanacağı bu senaryolardan biridir. Yere yakın geçen çapı 100 metrenin üzerinde olan 20 000 yöresinde göktaşı var. Çapı büyük oanları gözleyebiliyor ve yörüngelerini saptayabiliyoruz. NASA önümüzdeki 200 yıl boyunca yere çarpacak bir göktaşı olmadığını açıkladı ama uzayın ne denli büyük olduğunu kavrayamayan insanlar bu bilimsel açıklamaya da karşı çıkarlar, çünkü onlar hep kıyamet isterler nedense. Ben öğrencilerime çok basit bir model yaparım, güneş sistemi içindeki tüm cisimleri ve güneşe olan uzaklıklarının bir haritasını çıkarırım. Küçültme ölçeğim 14 milyardır. O zaman Güneşimiz bir portakal büyüklüğündedir ve anlaşılması için onu Kızılay meydanına koyarım. Dünyamız 0.9 mm boyutunda yani iri bir kum tanesi büyüklüğünde ve portakaldan 11 m uzakta onun çevresinde dolanıyor olur. Bu iri kum tanesini de büyük postahanenin önüne koyarım, hala var mı bilmiyorum. Jüpiter bir kiraz büyüklüğünde MEBin önünde, gezegenlikten atılmış Pluto ise gözle görülemeyecek kadar küçük bir toz parçacığı olarak meclisin önünde yer alır. Öğrencilerime “gelin size biraz ısmarlayacağım” diyerek Ankara’nın ilk gökdeleni olan o postahanenin üzerindeki cafeye çıkarırım, tabii sanal olarak ve ellerine bir avuç kum veririm aşağıdaki iri kum tanesinin üzerine atın bakalım vurabilecek misiniz derim. Uzay çok geniştir, içindeki cisimler çok küçüktür, bunu anlatmaya çalışırım. Dikkat edilirse bir avuç dünyayı attırırım aşağıdaki dünyayı vurmaları için. Tabii çok zor. Unutmadan söyleyeyim bize en yakın yıldız (pardon portakal) bu haritada Barcelona’da olur, yani 3000 km uzakta.

 

Bazı özel şirketlerin Mars’ta insan yaşamı kurulması için projeleri olduğundan bahsediliyor, hatta bunun için bağış fonları da kurulmuş durumda. Bütün bunlar bir gün gerçek olabilir mi? Mars’ta ya da başka bir gezegende herşeye baştan başlayabilir miyiz?

 

İnsanoğlu çok yakında Mars’a ayak basacak, bu kesin, uzun zamandır bunların projesi yapılıyor. Bu ayak basma 2030 yılına kadar gerçekleşecek ama orada uzun süre bir koloni kurmamız çok daha uzun yıllar ister. Şu anda uzaya gitmek için kullanılan roket teknolojisi çok pahalı, uzay araştırmalarına ayrılan bütçeler her yıl biraz daha kesiliyor, o nedenle ileride neler olacağını kestirmek güçleşiyor. Fakat insanoğlu her zaman meraklı olduğu için bir yolunu bulacaktır diyoruz. Ortalama her iki yılda çok daha donanımlı robotlar gönderiyoruz Mars’a, neden oradaki koşulları çok daha iyi anlamak için. Özel uzay şirketleri çıktı son zamanda hem ABD’de hem de Avrupa ülkelerinde, dolayısıyla çalışmalar çok daha hızlandı. MarsOne projesi ile dört kişiyi Mars’a götürmek için bir proje var ama projenin parası yok. Gidecek insanları seçerken TV’lerden yararlanacaklar gönderilecek SMS’lerden elde edilecek para ile uzay aracını yapma planları var. Buna benzer daha çok proje göreceğimize inanıyorum.

 

“İnsanlar Her Şeyi Gökyüzünden Bekliyor”

 

Hocam bilim, bilim kurguyu takip eder diyorlar, siz buna katılıyor musunuz? Örneğin, bir gün ışınlanma ile yolculuk yapar hale gelebilir miyiz?

 

Buna da en iyi örnek olarak Jules Vernein kitapları gösterilebilir. Son zamanlarda bilim-kurgu yazarları çok sıkıntıya düştüler. Hala Uzay Yolu filminden kaynaklanan ışınlanma konusu var, yeni bir şey üretemiyorlar, çağımızın sıkıntısı sanırım. ET filminden kalma bir uzaylı figürü var biri daha çıkıp da farklı bir uzaylı tipi yaratamadı, her yerde ET benzeri var.Bilimsel olarak düşündüğünüzde vücudumuzdaki her hücreyi ayrı ayrı gönderip aşağıda birleştirmek bana göre olanaksız. Ama daha kolayı var, beni uzay aracından aşağı ışınlayıncaya kadar hemen o anda klonlasın onu göndersin, daha kolay değil mi? Bugün koyunu klonladılar, yani bu teknoloji gelişiyor, var sadece hızlandırılması gerekir işte onu da bilim kurgu yazarları yapsın. Ama dedim ya senaristlerde konu bulma sıkıntısı var.

 

Uzayda yaşam şartlarının ağırlığına rağmen, turistik gezilerden söz edilmeye başlandı. Uzaya tatile gidilebilecekse bizim nesil bunu görebilecek mi?

 

Uzay turizmi çok yakında patlayacak, özellikle tekrar kullanılabilen roketler yapılıyor, bu teknoloji şu anda kendini test ediyor, o zaman turlar iyice ucuzlayacak. Dolayısıyla sizin nesil bir gün uzaya turist olarak çıkacak. Bazı firmalar 5-10 dakika kadar uzayda kalmayı planlıyor, bazı firmalar uzayda otel yapmayı planlıyor, onlar doğal olarak çok pahalı olacak ama çok çeşitli projeler var.

 

Güneş tutulması ve gökyüzü hareketlerinin doğal afetlerle bir ilişkisi var mıdır?

 

Güneş tutulması, Ay tutulması gibi gök olaylarının yeryüzündeki doğal afetlerle hiç ilişkisi yok ama o binlerce yıl önceki inanışlar hala devam ediyor. Güneş tutulması sırasında Karadenizliler bir sürü tencere tava çalıyorlar, güya kötü olan güneş tutulmasını kovalıyorlar. Yine kendini zeki hisseden bir takım bilgisiz insanlar tutulma zamanında deprem olacağını ileri sürüyorlar. Son 2006 tutulmasında yeryüzünde meydana gelen büyük depremlerle ay evresi arasında bir ilişki var mı diye Tübitak Gözlemevinde bir arkadaş. Biliyorsunuz her iki tutulma da ya Ay dolunay ile ya da Ay yeniay evresindeyken meydana gelir. Hiçbir korelasyon yok aralarında ama insanlar hala her şeyi gökyüzünden bekliyor nedense. Bunun tipik bir örneği de Sakarya depremini de yıldızlara bağlamışlardı. Söylenti şöyleydi deprem olduğunda Sakarya’da çok sayıda yıldız gözüküyordu. Uzun yıllar ışık kirliliği yaşayan kentde insanlar gökyüzünü unutmuştu ama deprem olduğunda elektrikler kesik olduğu için yani ışık kirliliği kalmadığı için nihayet gökyüzünde yıldızları görmüştü ve bir anlamda depremi ona bağlamaya çalıştılar.

 

Biyoenerji Kavramı Gülünecek Bir Olay

 

Yakın zamanda “Hepimiz bir bombayız” isminde, insanların neredeyse atom bombası kadar enerjiye eşdeğer anlatan bir yazı yayınlamıştınız, bugünlerde bir de enerji ile tedavi akımları başladı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Yanıt-yazım tipik gerçek bir fizik yasasına bağlıydı ama şu tedavi yöntemleri ile de yakından ilgileniyorum. Nedeni de son zamanlarda “Sahte Bilim” diye bir ders veriyorum, ona bol miktarda katkı sağlıyor. Zayıflamak isteyen genç kızların Samandağ’dan acı biber getirterek yemelerinden başlıyorum sabahleyin aç karnına vücutlarında kozmik temizlik yapanların nasıl gastrit olduklarından ve hastanelere koştuklarından söz ediyorum. Artık erkeklerin göbeklerini eritmek için göbek suyu içmelerinin nereye vardığını da anlatacağım ama geçenlerde TV haberlerinde çok güzel bir haber vardı. Kadının biri her türlü hastalığa iyi geldiği için 15 cm boyunda çiğ balık yutması sırasında nefes alamayarak hastaneye getirilişini gördükten sonra, sözünü edecek o kadar çok tedavi yöntemi var ki, sahtekarlar yine kazanıyor demekten başka çare bulamadım. Hele bu biyoenerji kavramı da tam gülünecek bir olay ama inanan insan o kadar çok ki, hangi birine anlatmalı bilemiyorum.

 

Gökyüzünü amatörce gözlemlemek ve görüntülemek isteyenlere nasıl bir asgari ekipman önerirsiniz?

 

Gökyüzünü amatörce gözlemek isteyenlere hiç bir ekipman önermiyorum, sahip olduğunuz gözünüz var onu kullanın diyorum. Genellikle bna sorulan sorunun başında gelir, hocam nasıl bir teleskop alayım diye. 100 TL’ik bir teleskop alsanız da 1000 TLlik bir teleskop alsanız da gökyüzünde sadece üç cismi ayrıntılı görürsünüz. Ayın kraterlerini, Jüpiterin Galileo uydularını ve Satürnün halkasını. Daha sonra kaldırıp teleskobu dolaba saklarlar. Bunun yerine gökyüzünü öğrenmek yani yıldızları, takımyıldızları adları ile öğrenmek, hangi gezegen gökyüzünde hangi doğrultuda olduğunu bilmek çok daha önemli. Ben kışın Avcı takımyıldızına sürekli bakarım, bakmak bana büyük keyif verir. Bunları öğrenmek de artık çok basit, bilgisayarlarda, akıllı telefonlarda bol miktarda bizim gökevi diye tanımladığımız yazılımlar var, örneğin Stellarium. Bu yazılımlar bulunduğunuz noktada ve o anda size gökyüzünü gösterir. Ekranda parlak yıldızların yaptığı şekle bakarak gökyüzünde hemen onları bulabilirsiniz, dolayısıyla gökyüzünü öğrenebilirsiniz. Zaten insanların çoğu büyük kentlerde yani ışık kirliliğinin çok olduğu yerlerde yaşıyor, gökyüzünde sadece parlak yıldızlar kalmış, hiç olmazsa onları öğrenir.

 

Bir teleskopla bulutsulara bakarsanız onları parlak bulut gibi görürsünüz, ayrıntıyı göremezsiniz. Eğer onların ayrıntılarını görmek isterseniz, fotoğrafını çekmeniz gerekir. Bunun için de teleskoba gereksinmeniz vardır. Motorlu kundağı olan bir teleskopla çok güzel fotoğraf çekebilirsiniz. Böyle bir teleskobun fiyatı da 2 bin TL’den başlar, ayna veya merceğinin çapı büyüdükçe fiyatı da çok hızlı artar. O nedenle ben bu türden meraklı olanlara ikinci el bir teleskop ve mercekli bir teleskopla başlamalarını öneririm. Ustalaştıkça, merakları sönmedikçe daha iyilerini zamanla alabilirler.

 

Gökyüzü izlemenin de sabır ve azim istediğini tahmin ediyorum, gökyüzüne dair  en çok neleri izlemeyi ve görüntülemeyi seviyorsunuz?

 

Gökyüzünde her şey çok güzeldir, ben pek ayırt edemiyorum. Örneğin hilal şeklindeki Ayı fotoğraflamayı da seviyorum, güzellik kraliçesi olan Venüs’ü de. Bulutsular ve gökadaları fotoğraflamak çok daha büyük bir zevk ama sorduğunuz gibi bunlar çok uzun pozlamalar, dolayısıyla sabır istiyorlar. Zaman gecikmeli (time-lapse) videoları yapmak da çok güzel oluyor. Aslında gökyüzünü sevdiğiniz zaman onun barındırdığı her şey gözünüze güzel görünüyor.

 

“Araştıran, Merak Duyan Gençler Her İşten Para Kazanır”

 

Hocam sizin paylaşımlarınızı takip ettikçe her şeyi bırakıp astronomi okuyasımız geliyor ama bir de size sorsak astronomi ve uzay bilimleri bölümü mezunları Türkiye’de yeterli iş imkanı bulabiliyor mu?

 

Gençlerin en çok sorduğu soruyu dile getirmişsiniz. Biz üniversite eğitimini bize meslek kazandıran bir eğitim olarak algılıyoruz maalesef. Üniversite eğitimi insan bir altyapı kazandırır, meslek değil. O nedenle gençlere önerim ne merak ediyorlarsa onu okumaları. Örneğin Hungorolojiyi merak ediyorlar, veya davul çalmaya mı meraklılar, o bölüme gitmeleri gerekir. Merak ettikleri konu hakkında sadece öğretim üyelerinden aldıkları bilgileri değil o konu ile ilgili tüm bilgileri biriktirebilirlerse, yaşamda hangi işe girseler hem para kazanırlar hem de bilgi biriktirmeye devam ederler. Bu şekilde araştıran, öğrenen ve öğrendiğini anlatan gençlerin sayısı o kadar az ki: bu tür gençler hangi işe girseler başarılı olurlar ve çok iyi de para kazanırlar. Ama bunu gençlere anlatmak çok zordur, hele anne-babalara anlatmak çok daha zordur. İstemediği işi yaparak para kazanan o kadar çok insan var ki, mutlu değiller. Benden çok daha iyi fizik, kozmoloji bilen doktor arkadaşlarım var, hepsi fizik okumak istemiş ama önlerine çok engel çıkmış. Bu konu çok derin ama son olarak şunu belirteyim, gençlerin yolunu kesen ebeveynleri ve çevreleri oluyor.

 

Hem astronomi, hem bilim hem de özel yaşamınızda bundan sonra hayata geçirmeyi planladığınız yeni projeleriniz, istekleriniz neler?

 

Emekli olduktan sonra kendime çizdiğim yol, benim vatandaşlarıma hala büyük borcum olduğu şeklindeydi, yani öğretmeye devam etmeliydim. Bugün her gelişmiş ülkede ömür boyu eğitim kavramı var. ABD’de yaptığı bilimsel araştırmayı makale haline getiren insanlardan ayrıca onu sokaktaki insanın anlayacağı şekilde de istiyorlar artık. Genç, yaşlı tüm vatandaşlarının bilime aynı gözle bakmalarını sağlamaya çalışıyorlar. Ben de verdiğim konferanslarla insanları aydınlatmayı, gökyüzünü sevdirmeyi kendime görev seçtim. Çok da iyi etmişim gerçekten bu konuda ülkemizde büyük bir boşluk var. Çalıştığı bilim dalında yaptıklarını halkın anlayacağı şekle getiren bilimcilerimiz maalesef yok, varsa da parmakla sayılır. Medyamızda bilim yazarı gazeteci yok, TVlerde en saçma bilim dışı proğramlar yapılıyor rayting uğruna. Bir şekilde bunlara karşı çıkmamız gerekiyor. Ben şu anda ortalama günde 10 makale okuyorum bunlardan birini yazarsam ilgi çekeceğini düşünerek onu yazıyorum. Bu sırada ben de öğrenmeye devam etmiş oluyorum. Her yaştan insana bilimsel düşünmeyi, bilimsel sorgulamayı öğretmediğimiz zaman başımıza nelerin geldiğini geçmişimize bakarak hemen söyleyebiliriz.

Top